16 Kasım 2010 Salı

severken bitiverir bazen rüyalar....
uykular kaçar, derin yalnızlık başlar....
derken yıkılır hayaller, uykular kaçar, büsbütün derin sessizlik başlar....
sessiz kalabalığın içinde konuşan bedenler kalır yalnızca sahnede....
kimse anlamaz söylenenleri sadece anlamış gibi yapar bakar birbirlerine....
anlamak istemez belkide boşta bırakılmış ruhlar birbirlerini....
korkarlar sessizliğin bozulmasından, bilmezler ki günün birinde susan diller yanardağ olarak geri dönecektir patlayarak....

O.F.E

ANNE VE BABALAR MUTLAKA OKUYUN... ETKİLENECEKSİNİZ....BABA VE ÇOCUĞU ARASINDAKİ İLETİŞİME DAİR MÜTHİŞ BİR YAZI...

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar
susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı.
Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun
gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla
oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi.
Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik
babamla.
Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da
bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa
patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün
gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksın
babanla?'diye çıkışır, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol
alırdım.
Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ
ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir
odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte
otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret
edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır,
televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun
izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile
kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda
hapsim yeniden başlardı.
Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa
susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak
başladım işe.
Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna
işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey
sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama
göndermiyordu.
'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara
anlatıyordu annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'
diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı
beceremiyordum.
Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.' dedi bir
gün.
Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da
elimden alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun
zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam
oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim.
Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.' dedi.
Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim.
O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da
arkadaşın.'dedi.
Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu
küçükkız da annem.' dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi.
Heyecanla başladım anlatmaya.
Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp
küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe
teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz
benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi
duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde,
'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de
bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha
ne istiyorlar' diye.
Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına
inanamıyorlardı.
Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar
konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.
'Farkında Olmalı İnsan...Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın
Farkında Olmalı.'

14 Kasım 2010 Pazar

GÜZEL BİR PAZARTESİ SABAHII....!!!!!!

Gününüzün güzel geçmesinii muhteşem bir haftaya başlangıç yapmanızı diliyorum.... 
İYİ HAFTALAR.....!!!!!!

4 Kasım 2010 Perşembe

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi ruhum
Suskun yorgun öylece durur

Islak kumlara yazılmış hikayeler
Ummana karışır, silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden birşeyler koparır

Ağır ağır sönen gönlüm
Sakin koyları özler
Son kum tanesi olana kadar

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Son kum tanesini alana kadar.......

30 Ekim 2010 Cumartesi


Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.
 
Eğer, bir
 çocuk kin ortamında büyümüşse;
Kavga etmeyi öğrenir. 
Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;
Sıkılıp, utanmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;
Kendini suçlamayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;
Sabırlı olmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;
Kendine güven duymayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;
Takdir etmeyi öğrenir. 
Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;
Adil olmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;
İnançlı olmayı öğrenir. 
Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;
Kendini sevmeyi öğrenir. 
Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir…


UNUTMAYIN HAYAT PAZARINDA ALAN DEĞİL VEREN KAZANÇLIDIR...

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: 'Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?'diye. 'Bakın göstereyim' demiş ermiş.


Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş 'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz' diye bir de şart koymuş. 'Peki' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.




Bunun üzerine 'Şimdi…' demiş ermiş. 'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.' Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. 'Buyurun' deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.


'İşte' demiş ermiş. 'Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.


Şunu da unutmayın: Hayat pazarında Alan değil, Veren kazançlıdır her zaman.

HER YAŞIN GETİRDİĞİ.......

YAŞ 5 - Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar 
korkuttuğunu öğrendim

YAŞ 7 - Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim

YAŞ 12 - Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun 
kalmak olduğunu öğrendim

YAŞ 13 - Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima 
mutlu ettiğini öğrendim

YAŞ 15 - Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla işittiğini 
öğrendim

YAŞ 18 - İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret 
olduğunu öğrendim

YAŞ 29 – AŞKI BULDUĞUMU VE KAYBETMEMEM GEREKTİĞİNİ ÖĞRENDİM

YAŞ 33 - Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek 
olduğunu öğrendim

YAŞ 36 - Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim 
kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim

YAŞ 38 - Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü 
almasından anlayabileceğimi öğrendim

YAŞ 41 - Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda 
belirlediğini öğrendim

YAŞ 44 - Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu 
öğrendim

YAŞ 46 - Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü 
aydınlatabileceğimi öğrendim

YAŞ 49 - Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin 
yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim

YAŞ 50 - Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç 
olabileceğini öğrendim

YAŞ 53 - İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim

YAŞ 55 - Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam 
gerektiğini öğrendim

YAŞ 64 - Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına 
veremeyeceğimi öğrendim

YAŞ 70 - kıvransam bile başkalarına baş ağrısı İyi kalpli ve sevecen 
olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim

YAŞ 82 - Sancılar içinde olmamam gerektiğini öğrendim




YAŞ 90 - Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar 
olduğunu öğrendim

YAŞ 95 - Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim…